Erdoğan PAMUK


epamuk2001@yahoo.com
  Tüm Yazıları

MEDRESE

MEDRESE

 

“Gâh giderim Medreseye ders okurum Hak için” demiş Kul Nesimi.  Devamı “Gâh giderim meyhaneye mey içerim aşk için” Bu Nesimi şüphesiz gökyüzüne de çıkar,  bu haliyle şüphesiz yeryüzüne de iner. Kendisinden en az iki asır önce yaşamış, öncelikle Hurufiliği ile bilinen Seyit Nesimi ile karıştırılmaması için çalışmışım. Anlayacağınız en az yedi senedir beklettiğim notlarıma sıra geldi. Düzenleyip böylece sunayım:

İslam’da ilk medrese bize göre Karahanlılar’dan Arslan Gazi Tafgaç /Tamgaç (ulu anlamında unvan) Han tarafından 1035 Yılında Merv’de kurulmuştur. Ancak bu konuda tarihçiler anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Sakaoğlu, Unat, Hunkan ve diğerleri ilk medrese konusunda ihtilaflıdır.

İkinci medrese Nişabur’da hükümdar Sebüktekin tarafından Beyhaki Medresesi adıyla kurulmuştur.

M. A. Köymen Hoca’nın iyi bir öğrencisi olarak DTCF’de Büyük Selçuklu Tarihi okumuş ve o devrin üniversiteleri hakkında muhkem notlar almışım. Düzenleyip sunuyorum;

Büyük Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey tarafından 1046 yılında yine Nişabur’da kurulan medrese üçüncüsüdür. Nizamiye medreselerine geçmeden medreselerin kuruluş sebebini bilmek zaruridir. Devlet menfaatleriyle beraber Sünni olmayan akımlara ve halka karşı Devletin mülki teşkilat kadrolarıyla ara yöneticilerini yetiştirmek amacıyla medreseler kurulmuştur. Fakir öğrenciler için “eğitimde fırsat ve imkân eşitliği” sağlaması da çok önemlidir.

Gelelim Selçukluların Nizamiye Medreselerine! Vezir Nizamülmülk’ün adıyla kurulan bu medreseler, Şiilere ve Haşhaşinlere karşı mücadele ve devletin geleceğini teminat altına almak için kurulduğu ifade edilmiştir. İlki 1067 yılında Bağdat’ta olmak üzere Belh, Nişabur, Herat, İsfahan, Merv, Âmül (Ahlüm şehri Taberistan İran’da), Basra ve Musul’da kurulmuştur. Bunlara Halife Mustansır tarafından kurulan medrese ilaveleriyle sayıları 12’ye kadar çıkmaktadır. Maalesef 1258 Hülagu Bağdat yılından sonra faaliyetleri bitmiştir.

“-Tahammül mülkünü yıktın Hülagu. Han mısın Kâfir” Süleyman Nazif. Notumu almışım. Sanırım Ebcetle tarih düşürülmüş.

Medrese devrinden kalma sürekli gelir kaynağı düşüncesi ne güzeldir. Vakfedilen çarşı, han, hamam ve çiftliklerin gelirleri medrese tarafından toplanıp hocalara(müderris) maaş; öğrencilere(talebeye) burs, iaşe ve ibate(yeme ve barınma) için özerk bir yapıyla sürekli gelir kaynağıdır.

Medreselerde 17 ilim dalında dersler okutulmuştur. Bunların adları kayıtlıdır. Başlıcaları: Kuran, Hadis, Fıkıh, Kelam, Edebiyat, Riyaziye(aritmetik ve geometri), Faraiz (miras bilgisi), Aruz, Hesap ve Hendese vd.

Selçuklu devrinde Maveraünnehir’de Maturidi itikat mezhebi, Harezm’de(doğu İran) Mutezile itikat mezhebi hâkimdir. Bu bilgiler mühimdir. Tuğrul Beyin ilk veziri Kündürî Mutezile(orta yol) itikat mezhebinden olduğu için Sünni fakihler olan Kuşeyri, Ebu İshak Şirazi ve Cüveyni gibi meşhurları Selçuklu ülkesinden kovmuştur. Kündürî, Eşarilere ve Şafilere düşmanlık etse de asıl hedefi Şia ve Büveyhilerdi. Bağdat’a gelerek Büveyhi iktidarına son veren Tuğrul Bey, maalesef Mısır Fatımilerinin Şii-Bâtıni fikirlerinin yayılmasını önleyememiştir. Ancak Gazali gibi Medresenin başı, Sünni anlayışı egemen kılmayı başarabilmiştir. Yine de Hasan Sabbah,  Bâtıni ve Rafızi fikirlerin ve mücadelelerinin sembolü olmuştur.

Vezir Nizamülmülk ise beraber öğrenim gördükleri iddia edilen Hasan Sabbah ve Haşhaşinlere karşı Sünniliği bir devlet ideolojisine dönüştürmüştür. Selefi Kündüri’nin aksine davranıp kovulan Sünni âlimleri geri çağırmıştır. Nizamülmülk, Eşari itikadında, Şafi ameli mezhebinde olmakla Kündüri’yi astırıp yerine geçtiği belirtilir.

Sonuç olarak, Ehlisünnet Selçuklularla ve medreselerle kurumsallaşmıştır. Fakat karşıt akımlar olarak Şia, Mutezile ve İsmailiye inançları tepkisel olarak teşkilatlanıp güçlenmişlerdir. Çünkü tabiatta her şeyin bir “anti” si var.

Mezhep kavgalarına değinerek bağlayalım. Şafiler namazda besmeleyi açık söylerler ve Kunut dualarını sabah namazında okurlar. Bunlara karşı çıkan Hanbelilerle büyük bir fitne çıkmış ve Bağdat’ta kan gövdeyi götürmüştür. Bu fitne yüzünden Halife, Haçlılarla mücadele edememiştir. Devrin siyasi hükümdarı bizim Melikşah ise;

“-Biz bu Nizamiye Medreselerini bir mezhebi korumak için değil, ilmi yüceltmek için kurduk” diyerek Bağdat olaylarına müdahil olmuş, ancak Bâtınilerin suikastına uğramıştır.

Notlarımın sonunda  “Mevlâna Türkçe” ibaresiyle buldum:

“-Ol çiçeği iki yazıda buldun

Kimseye verme hısmına vergil”


 Okunma Sayısı : 197

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 475492
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.