Selahattin DÜNDAR


terekeme.karapapak@hotmail.com
  Tüm Yazıları

Telli Kur'an

TELLİ KUR’AN MI?

TELLİ KİTAP MI?

TELLİ KUTSAL MI?

 

Bana göre Telli Kur’an adlandırması; kopuzu inkârdır ve sazı Araplaştırmaktır.

“Bizde tuhaf huylar var; öylesine tuhaf ki açıklamak mümkün değil… Bilgi eksikliği mi dersiniz, akıl eksikliği mi dersiniz, yoksa başka bir izah mı getirirsiniz, bilemem. Ne derseniz deyin, nasıl izah ederseniz edin ama doğal olmadığı kesin.

Kulağa hoş gelen bir şey mi duyduk! Sormayın gitsin. Kısa sürede dilimize pelesenk olması işten bile değil. Birkaç güne dilden dile yayılır. Doğru mu yanlış mı bakmayız bile; aslı var mı, yok mu araştırmayız bile; gerçeklere uygun mu değil mi umursamayız bile. Böyle tuhaf ama aynı zamanda can sıkıcı bir durumla karşı karşıyayız.

İsmet Kurt, “Alevi cenazelerinde, Alevi erkânlarında tabii ki Alevi yol uluları, Alevi yol önderleri, pirleri, âşıkları, sadıkları bu şekilde yüzyıllardır, bin yıllardır geleneklerimizde bizim dilimizde telli kuran diye tabir ettiğimiz bağlamalarımızla, curalarımızla Hakk’a uğurlanmıştır, devriyelerimizle Hakk’a uğurlanmışlardır” beyanda bulunmuş.

Detaylara girmeyeceğim ama “Telli Kur’an” ifadesini biraz açmamız gerekiyor.

Son dönemlerde Alevilerin bağlamaya ve saza “Telli Kur’an” dediklerine ilişkin genel bir kanaat Türk toplumunda yayılmış durumdadır.

Peki, işin aslı böyle midir?

Yani Aleviler eskiden beri saza, bağlamaya “Telli Kur’an” demiş midir? Böyle bir belge, böyle bir kayıt var mıdır? Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı İsmet Kurt’un ifadeleriyle, “bin yıllardır geleneklerimizde bizim dilimizde telli kuran diye tabir ettiğimiz bağlamalarımız, curalarımız” ifadesi doğru mudur?

Alevi edebiyatında telli turna var, telli saz var, hatta çiftetelli bile var. Ama telli Kur’an yok.

Alevilikte Kur’an’la ilgili iki ifade vardır. Biri “Kur’an-ı Samit” yani kitabı ve yazılı metni ifade eden “Susan Kur’an”. İkincisi ise “Kur’an-ı Natık” yani Hz. Ali’yi ifade eden “Konuşan Kur’an”.

Muaviye, Hz. Ali’ye karşı isyan ettiğinde mızrakların ucuna Kur’an ayetlerini takması üzerine Hz. Ali, “Ben konuşan Kur’an’ım” demiş ve bu lakap öylece kalmıştır. Hz. Muhammed de “Kur’an Ali ile Ali Kur’an iledir” buyurmuştur. [Konuyla ilgili çok sayıda hadis vardır. Bir tanesi ile yetiniyoruz.]

Özetle Aleviliğin yazılı kaynaklarında ve sözel belleğinde bağlama için “Telli Kur’an” şeklinde bir kullanım yoktur.

Peki, gelelim asıl soruya… “Telli Kur’an” ifadesi nasıl ortaya çıktı? Bunu ilk defa kim, ne zaman kullandı?

“Telli Kur’an” ifadesini ilk defa kullanan Cevri mahlasıyla şiirler yazan Nejat Birdoğan’dır (1934-2001).

“Cevri, bunda dilli Kur'an

Hem erkânlı yollu Kur'an

Elimizde telli Kur'an

Yürürüz Hakk'ın izinde”

İlginçtir ki Nejat Birdoğan, Aleviliğin İslam dışında olduğuna dair görüşlerin ilk müdafilerindendir.” Özetle; böyle demiş Ali Rıza ÖZDEMİR.

Aleviler eskiden beri saza, Anadolu’da öteden beri bağlamaya “Telli Kur’an” demiş midir?” Bu eskilik ne kadar zamanı ifade etmektedir? Nejat Birdoğan’ın şiirinde bu ifadeyi kullandığı, 1900’lü yılların son çeyreğinin öncesi mi? Yoksa Kur’an öncesi mi?

Bu anlamda Kur’an’ın indiriliş tarihine bakmak gerekir.

Hz. Muhammed’e ilk vahiy Nur dağında iken geldi. Tarih; Miladi 610 senesi ve aylardan Ocak ayı, gecelerden kadir gecesi… 114 sureden oluşan Kur’an, 23. Senede yani; 22 yıl 2 ay 22 gün sonra, Miladi 632 yılında tamamlanmıştır.

Peki; bu tarihten önce Alevi’ler/Türkmenler, sazı kullanmıyorlar mıydı? Yani Kur’an indirilmeden önce Türkler, Türkmenler sazı kullanmıyorlar mıydı? Saz yok muydu? Türkmenler, ayinlerinde kopuz kullanmıyorlar mıydı? Türkmen bilgesi Ata Korkut/Dede Korkut’un elindeki kopuz, bugün bağlama diye adlandırdığımız sazın atası değil miydi?

Öyle midir bakalım?

“Türklerin milli müzik aleti olan kopuz, gerek İslamiyet öncesi gerekse de İslamiyet’in kabulünden sonraki dönemde manzum halk edebiyatı verimlerinin teşekkülünde oldukça önemli işlevlere sahip olmuştur. Kopuz, Türk kültürel belleğinde yer alan birikiminin muhafazası, aktarımı ve güncellenmesinde, ait olduğu tarihî dönemlere göre şaman, kam, ozan ya da âşık gibi adlar verilen icracılarıyla birlikte, birinci dereceden görev üstlenmiştir. Kopuz ve devamı olan sazların Türk kültür ve edebiyatındaki bu önem ve işlevi, tarihin ilk dönemlerinden itibaren geleneğe verilen değer çerçevesinde bu sazın da kutsanmasına vesile olmuştur. Kopuz ve icracısına addedilen kutsiyet, sadece İslamiyet öncesi Türklere mahsus olmayıp İslamiyet’in kabulü sonrasında da başta Alevi-Bektaşi inancına mensup Türk toplulukları olmak üzere, çeşitli tasavvufi zümreler tarafından da İslam çatısı altında güncellenerek devam ettirilmiştir. Bu noktada Türk tasavvufu ve Alevi-Bektaşi inancı çerçevesinde âşıklık/zâkirlik geleneği içerisinde kopuz ve ondan türeyen telli saz (bağlama) ile âşıklara/zâkirlere verilen kutsallık geleneğin güncellenmesi bağlamında ele alınarak günümüze kadar gelen süreçte bu kutsiyetin kültürel belleği korumadaki ve aktarmaktaki rolü halk bilimi bakış açısıyla irdelenmelidir.” Diyor Bülent Akın

Yani; Türklerin ve Türkmenlerin kutsal saydığı telli sazımız, İslamiyet’in kabulünden, hatta Kur’an’ın indirilişinden çok önceleri, o kadar ki; binlerce yıl önce vardı ve kutsaldı.

Bugün Alevi/Bektaşi cem ayinlerinde kullanılan saz, o tarihlerdeki tüm ayinlerde kullanılırdı. Yani Orta Asya Türkleri/Türkmenler tüm ayinlerinde kopuz kullanırlardı. Anadolu’ya geldikten sonra dahi kopuz semaha eşlik etmiştir. Alevi/Bektaşi inancına göre semah bir ibadettir. Bu konuda “Alevi Kütüphanesi” adlı sanal kaynakta şöyle denmektedir: <Türkmenlerin Horasan’dan Anadolu’ ya doğru süren yolculuğunda semahın pirliğini yapan Hünkar Hacı Bektaş Veli; “Semah, ariflerin aleti, muhiplerin ibadeti, taliplerin maksududur. Hakka ki, semahımız oyun değildir. Tanrısal bir sırdır. Mecazi değildir.” Demektedir.

Hacı Bektaş Veli’nin Anadolu’yu şereflendirdiği yıllardan beri semaha eşlik eden kopuzun tarihi gibi, semahın miladının da İslamiyet sonrası olduğu, yine “Alevi Kütüphanesi” adlı sanal sitede şöyle ifade edilmektedir: “Alevi / Bektaşi inanışına göre; Hz. Muhammed, Miraç dönüşü Kırklar Meclisine uğrar. Hz. Selman Farisi, Hz. Muhammed’ e bir üzüm tanesi getirir ve ” Ey yoksulların hizmetçisi! Bu üzüm tanesini bize paylaştır.” Der. Cebrail bir çanak getirir ve Hz. Muhammed, onun içinde üzüm tanesini ezip şerbet yapar. Bu şerbet orada bulunan Kırk ulu kişiden birinin dudağına değdiğinde tümü kendinden geçer, Tanrısal bir aşkla esrir. Hep birden ayağa kalkıp ” Ya Allah ! ” diyerek semah dönmeye başlarlar. İşte semah o gün bugündür erenler meclisinde ilahi bir aşkla dönülür. Semah, yüce Allah’ın en güzel, en görkemli ve en coşkun bir biçimde zikredilişidir. Adeta Tanrıya doğru yapılan tinsel bir yolculuktur.” Denmektedir.

Alevi/Bektaşi inancına göre; semah ritüelleri dahi Kur’an’ın indirilişinden sonra olduğu halde, semaha eşlik eden ve binlerce yıllık Türk ve Türkmen sazı olan kopuzu veya onun devamı olan Anadolu bağlamasını bu tarihe indirgemek büyük haksızlıktır. Sadece haksızlık değil, aynı zamanda korkunç bir kültürel ve ilmi hatadır. Eğer böyle bir hataya düşülürse, birileri kalkar “Sizin bağlamanız  Kur’an’dan beri  ve ilk semah olan “Kırklar Semahı’ndan beri var. Ötesinde size ait değil” derse, hiçbir yanıtınız olamaz. Bugün Yunanların Konyalım türküsüne, Ermenilerin Sarı Gelin türküsüne sahip çıktığı gibi, Kur’an’dan önceki binlerce yıllık sazımıza da birileri sahip çıkar. Üstelik bağlamayı da Araplaştırmış olursun.

Oysa; semah, bağlama ya da saz eşliğinde söylenen nefeslerle ve deyişlerle dönülür. Bağlama / saz, Türklerin milli çalgısıdır. Binlerce yıldan beri Türk ozanları bu çalgıyı kullanmışlardır. Kopuz denilen ulusal çalgımızın devamı olan saz / bağlama bugün bütün Türk dünyasında kullanılmaktadır. Türkler ve Türkmenler Orta Asya’da kopuzu, Azerbaycan’da garasazı yani âşık sazını, Anadolu’da bağlamayı hep kutsal saymıştır.

Binlerce yıl öteden sürüp gelen Türk ve Türkmen sazı, semahlara eşlik eden, kopuzun devamı olan  Anadolu bağlamasının sıfat tamlaması en doğru, “TELLİ KUTSAL” olarak adlandırılabilir. “TELLİ KUR’AN” değil…

Başkalarının; “Sizin sazınız, Kur’an’dan bu tarafa mevcuttur.” demelerine fırsat vermemek adına…”

Sanki bağlama da Kur’an’ın indirildiği tarihlerde icat olmuş ve ilk semah olan Kırklar Semahı ile var olmuş gibi bir imaj oluşturmamak adına…

Bağlamamızı Arap’ın kucağına itmemek adına…

Miraç Olayı, Kırklar Cemi ve saz!

Alevilikte ilk cem Kırklar Cemi’dir. İlk Semah da Kırklar Semahı’dır. Kırklar cemi denince akla, Hz. Muhammed’in Miraç’ta ya da Miraç sonrası Hz. Ali’nin sırrına ermesi, kırklarla tanışması ve Kırklar Semah’ı gelir.
Hz. Muhammet, Cenab-ı Hakk ile görüştükten sonra şehre döner. Yolda bir dergâha rastlar. Merak edip gidip kapısını çalar.

Kırklar, “merhaba merhaba, gelmekliğin mübarek olsun,” derler. Hz. Peygamber, bismillah diyerek sağ ayağıyla içeri girer ve içeride 22 erkek 19 kadının olduğu Erkeklerin başında Hz. Ali’nin kadınların başında Hz.Fatıma’nın bulunduğu otuz dokuz sahabenin olduğunu görür.

İçlerinden biri eksiktir. O, Selman-ı Farisi dışarıda parsaya gitmiştir. İçlerinde Hz. Ali’nin de bulunduğu kırklar, Hz. Muhammed’i gördüklerinde ayağa kalkarlar ve yer gösterirler. Hz. Muhammed, Hz.Ali’nin yanına oturur fakat kim olduğunu fark edemez.

Bu arada Selman-ı Farisi parsadan bir üzüm/engür tanesiyle gelir. Kırklar, “Ey fakirlerin hizmetçisi, bu üzüm tanesini aramızda paylaştır” derler.

Hz. Peygamber bir üzüm tanesini kırk kişiye nasıl paylaştıracağını düşünürken Cebrail, Allah’ın emriyle cennetten nurlu bir tabak getirir ve onun önüne koyarak “şerbet eyle ya Muhammed!” der. Peygamberin bölüşümü nasıl yapacağını merak eden kırklar da birden ortaya çıkan nurdan tabağın farkına varırlar.

Hz. Muhammed, tabağın içine parmaklarıyla üzüm tanesini de ezerek tabağa kor, şerbet yapar ve böylece kırklara üzümü şerbet olarak sunar. Şerbetten içen kırkların tamamı mest olarak, kendilerine değişik bir hal gelir ve oturdukları yerden kalkıp, “Ya Allah!” deyip Semah’a dururlar. Kırkların Semah’ına Hz. Peygamber de katılır. Büyük bir coşku ile vecd halinde semah dönülürken Hz. Muhammet’in başından sarığı (imamesi) düşer. Kırk parçaya bölünür. Kırklar parçaları bellerine bağlarlar, kemerbest olurlar.

Hz. Muhammet, Kırklar Meclisi’ne pirlerini sorar. “Pirimiz Ali’dir” derler. Böylece, Hz. Muhammed, Ali’nin de orada olduğunu öğrenmiş olur. Ali, Hz. Muhammed’in yanına gelir. Hz. Muhammed Ali’nin parmağında, Mirac’a giderken, korunmak için “aslanın ağzına” attığı yüzüğü (hatemi) görür.
Ali’ye sarılır, O’nu bağrına basar.” Alevi inancında; kadın ve erkek eşitliğini ve saygısını canlandıran Kırklar Cemi’nin tayin edici önemi büyüktür.

Görüldüğü gibi bu menkıbede dahi saz yoktur. Yani sazın miladi Hz. Muhammed’in miraçtan dönüşü ve Kırklar Semahı değildir.

Hüseyin Karababa’ya ve “Anadolu Nefesi Bağlama Tarihçesi” kitabına dayalı olarak; M.Ö. 3000 yıllarından, yani günümüzden 5.000 yıl öncesinde Hititler döneminde icra edildiği, yapılan arkeolojik kazılardan tespit edildiğine ve İslamiyet’ten  3.500 sene önce var olduğu ifade edildiğine göre; ille de bir kutsal kitaba  anlam yüklemek gerekiyorsa; “TELLİ KİTAP” demek biraz daha anlamlı olur. Tıpkı İBRETİ’ye mal edilen dörtlükte olduğu gibi:

“Ozanım elimde sazım

Hiç kimseye yoktur sözüm

Sanma ki ben kitapsızım

Telli kitap özüm benim”

 

Yok! İlle kutsamaya gereksinim duyulacaksa, bana göre; “TELLİ KUTSAL” demek, çok daha anlamlı ve yerinde olur.

TELLİ KUTSAL

Ta! Orta Asya’dan beri

Telli sazım Telli Kutsal

Türküdür Türk’ün ezberi

Telli sazım Telli Kutsal

 

Beş bin yıllık tarihi var

Rebap, kopuz, dombıra, tar

Karasaz ve bağlamalar

Telli sazım Telli Kutsal

 

Rumeli Anadolu’da

Azerbaycan Kafkaslarda

Toy düğünde yuğ yaslarda

Telli sazım Telli Kutsal

 

Dündar geldim yaza yaza

Nihayetim Koşasaz’a

Müptelayım hoş avaza

Telli sazım Telli Kutsal

Âşık Selahattin DÜNDAR

(2005)

(Araştırmacı Yazar Hüseyin Karababa’nın Anadolu Nefesi Bağlama adlı kitabının yayınlanmasının üzerine ilham alarak yazdığım şiirimdir.)

*** Köşe Yazarlarımız İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) üyesidir ve telif hakları İLESAM tarafından korunmaktadır. Köşe Yazarlarımızın yazıları izinsiz olarak kopyalanamaz ve başka bir yerde yayınlanamaz. İzin almadan yazıları kopyalayıp başka yerde yayınlayanlar, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri kanunu kapsamında İLESAM'ın kendilerine açaçağı maddi tazminat davasını kabul etmiş sayılır.


 Okunma Sayısı : 63

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 439410
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.